Zincirleri Çözen Doktor : Philippe Pinel

Remel Öney
Remel Öney
204 Görüntülenme
Zincirleri Çözen Doktor : Philippe Pinel

18. yüzyılda ruhsal rahatsızlıklar, şeytani bir durum, toplumsal bir tehlike olarak görülüyordu. Hastalar zincirleniyor, şiddet görüyor ve ağır tıbbi müdahalelere maruz bırakılıyorlardı. 

Bu dönemde, Avrupa’daki akıl hastaneleri, tedavi kurumlarından çok hapishaneleri andırıyordu.

Fransız doktor Philippe Pinel’in Bicêtre ve Salpêtrière Hastanelerinde gerçekleştirdiği reformlar günümüz yaklaşımlarının etik temelini oluşturmuştur. 

Philippe Pinel, 1793’te Bicêtre Hastanesine başhekim olarak atandığında, zincirli hâlde tutulan erkek hastalarla karşılaştı. Rivayete göre muhafızlar zincirleri çözmenin tehlikeli olduğunu söylediğinde, Pinel:

“Ben burada suçlular değil, yalnızca hasta insanlar görüyorum.” dedi.

Pinel’in talimatıyla yaklaşık elli hasta zincirlerinden kurtarıldı. Karanlık hücrelerden çıkarılarak temiz, güneş alan odalara yerleştirildiler. Hastaların çoğunda agresif davranışların azaldığı, bazılarında ise tamamen kaybolduğu rapor edildi. 

İki yıl sonra, 1795’te Pinel, Salpêtrière Hastanesinde kadın hastalar için benzer bir dönüşüm gerçekleştirdi.

O dönem, psikolojik rahatsızlıkların kökeni, Hümoral Patoloji Teorisine dayanarak açıklanıyordu. 

Bu teoriye göre akıl hastalıkları, vücuttaki dört sıvının (kan, balgam, kara safra ve sarı safra) dengesizliğinden kaynaklanıyordu.

Fazla kanın öfke ve ajitasyonu beslediğine inanılıyor, damar yolu açılarak yüzlerce mililitre kan boşaltılıyordu.

Vücudu temizleme amacıyla güçlü kimyasallar verilerek hastalar zayıflatılıyordu.

Sakinleştirici olarak özellikle afyon türevleri kullanılırken, cıva bazlı ilaçlar da ağır yan etkilerine rağmen uygulanıyordu.

Pinel, zincirlerini çözdüğü hastalara çeşitli görevler, bahçe işleri, atölye çalışmaları ve basit sorumluluklar verdi.

Kan alma uygulamaları kademeli olarak azaltıldı. Ağır sakinleştiriciler ve cıva bazlı ilaçlar minimuma indirildi. Kusturucu tedaviler bırakıldı.

Pinel, 1801 tarihli kitabında insancıl muameleyle hastaların sakinleşip, ruhsal ve fiziksel sağlıklarının iyiye gittiğini, dolayısıyla tıbbi müdahalelere daha az ihtiyaç duyulduğunu belirtmiştir.

Pinel yalnızca insancıl reformlarıyla değil, aynı zamanda akıl hastalıklarını sınıflandırma çabalarıyla da modern psikolojinin öncülerinden biri oldu. Pinel, ruhsal bozuklukları dört temel kategoriye ayırmıştır.


Bunlar:

1. Melankoli : Düşünce içeriğinin tek bir fikre veya sınırlı bir konuya saplantılı biçimde yoğunlaştığı bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanır. 

Melankoli, yalnızca üzüntü ya da karamsarlıkla değil, aynı zamanda zihnin belirli bir noktaya takılı kalmasıyla karakterize edilirdi. 

Bu durum kişinin davranışlarını, duygulanımını ve sosyal ilişkilerini derinden etkilerdi. 

Söz konusu dönemde, henüz depresyon kavramı olmadığından, melankoli hem depresif belirtileri (çökkünlük, ilgisizlik, suçluluk) hem de paranoid nitelikli düşünce ve hezeyanları kapsıyordu.

Melankoliyi, günümüz terminolojisinde majör depresif bozukluk ile paranoid bozukluk arasında bir yerde konumlandırabiliriz.


2. Mani : Genel bir akıl karışıklığı ve zihinsel dağınıklık ile birlikte ortaya çıkan, yoğun taşkınlık ve ajitasyonun ön planda olduğu bir ruhsal rahatsızlık olarak tanımlanırdı. 

Birey aşırı neşe, öfke ya da sinirlilik arasında gidip gelen duygulanımlar sergiler; davranışları ölçüsüz, kontrolsüz ve taşkındır. 

Konuşma ve düşünce hızlanırken, mantıksal bağlar zayıflamıştır ve eylemlerde dürtüsellik belirgindir.

19. yüzyıl psikiyatri literatüründe mani, yalnızca “coşku” hali değil; aynı zamanda saldırganlık, toplumsal normlara aykırı davranışlar ve tehlikeli dürtüsel eylemlerle de ilişkilendirilirdi.

Bugünün psikiyatrik terminolojisiyle karşılaştırıldığında, mani kavramı bipolar bozukluğun manik dönemine yakındır.


3. Demans : Bellek, dikkat ve muhakeme başta olmak üzere edinilmiş bilişsel işlevlerin bozulmasıyla karakterize bir gerileme süreci olarak tanımlanır ve genellikle yaşlılıkla ilişkilendirilirdi. 

Düşüncelerin tutarlılığını yitirmesi, karar verme becerisinin azalması, işlevselliğin bozulması.

Yaşlılık dışında, çeşitli ruhsal ya da bedensel hastalıklarla da bağlantılı görülürdü. 

1800’lü yıllarda demans, ilerleyici bir bilişsel kayıp olarak ele alınır, geri dönüşsüzlüğü vurgulanırdı. Bugünün terminolojisiyle karşılaştırıldığında, demans kavramı Alzheimer hastalığı, frontotemporal demans veya diğer nörodejeneratif demans türleri ile benzerlik göstermektedir.


4. Idyotizm : Doğuştan gelen ya da erken çocukluk döneminde ortaya çıkan ağır zihinsel yetersizlik olarak tanımlanırdı. Bilişsel yeteneklerin gelişmeyişinin yanı sıra; öğrenme, iletişim, sosyal uyum gibi alanlarda belirgin ve kalıcı işlev eksikliğiyle karakterize edilirdi. 

Sonradan oluşan bilişsel gerilemeden farklı olarak kişinin zihinsel kapasitesinin baştan itibaren sınırlı oluşu vurgulanırdı. Dönemin metinlerinde bu kişiler genellikle eğitim sistemine ve toplumsal yaşama uyum sağlayamayan, bakıma ihtiyaç duyan bireyler olarak betimlenmiştir. 

Günümüz terminolojisinde aşağılayıcı “idiot” ifadesi yerine entelektüel yetersizlik tanımı kullanılmaktadır.

Pinel’in bu kategorizasyonu, ruhsal rahatsızlıkların sınıflandırılması yolundaki, ilk adımlardan biri olmuştur.

Pinel’in etik tedavi yaklaşımı, modern psikoterapilerin öncüsü olarak kabul edilir. Bugün bilişsel davranışçı terapi, destekleyici psikoterapi ya da rehabilitasyon programlarında gördüğümüz sorumluluk verme, günlük hayata dahil etme gibi uygulamalar, Pinel’in tohumlarını ektiği bir anlayıştan filizlenmiştir.

Hastaya birey olarak yaklaşmak, zincirlerinden kurtarıp toplumda ona yer vermek; psikolojideki hümanist bakış açısının en erken örneğidir.




Görsel: Marc Chagall- Lovers with Red Rooster


















Etiketler:pinelmelankolimanidemanshümoral patoloji teorisi